Kalbin Yok Mu? - Marc Aryan

Çek hayalini
Gözlerimin önünden
Çek şu hayalini
Kurtar beni dertten
İstemem ben hayal
Geleceksen gel
Böyle aşk olur mu hiç
Kalbin yok mu senin
Kalbin yok mu senin
Kalbin yok mu
Yaşayamam sensiz
Muhtacım sesine
Yüzümde tatlı ılık
Dolaşan nefesine
Çek şu hayalini
Göster gerçek yüzünü
Böyle aşk olur mu hiç
Kalbin yok mu senin
Kalbin yok mu senin
Kalbin yok mu
Muhtaçken sana
Kimleri okşuyor elin
Gerçeksen başka kalpte
Bana kaldı hayalin
Yoksa korkuyor musun
Bu aşk sana çok mu
Senin kalbin yok mu hiç
Kalbin yok mu senin
Kalbin yok mu senin
Kalbin yok mu​

Ana - Maksim Gorki

"Nasıl korkmam. ömrüm korkarak geçti benim, ruhum korkuyla yuğruldu."

Herkese selam. 🙂 Bugün sizlerin karşısına Maksim Gorkinin sürgünde bulunduğu yıllarda kaleme aldığı "Ana" adındaki eseri ile karşınızdayım.

Rusyada Gorki, eseri bölümler halinde dergide yayınlamaya başlamasına rağmen oldukça büyük yankılar uyandıran bu eserimiz yasaklanmış ve hatta yayınlandığı dergi dahi kapatılmıştır. Döneminin sorunlarını ve gerçeklerini, Ana kitabında belirtmesinden ötürü Toplumcu Gerçekçilik akımının başyapıtlarından kabul ediliyor.

Kitabımızda dönem olarak Bolşevik ihtilali öncesinde geçmekte. 1905 öncesinin işci sınıfı portresini anlatan eserimiz, fabrikalarda zor şartlar altında çalışan işcilerden birisi olan Pavel ve arkadaşlarının Çarlık Rusyasına karşı olan özgürlük ve direnişlerini, devrimci hareketlerini oğlu Pavel'in ve arkadaşlarının bu hareketlerine korku ve tedirgin olan sonraları onların ilkesine katılarak ve sahip çıkıp devrimin yapılmasındaki meşaleyi taşıyan kadınlardan birisi olan Pelageya Nilovna (Ana) karakterinin hikayesini anlatmakta. Olayların işleyişi ve ve sıralaması gayet iyi bir şekilde işlenilmiş. Karakterlerin gelişimine tanıklık edebiliyoruz. Ama bazı kısımlarda gereksiz uzatmaları kitabın bana göre olumsuz yönlerinden...

Maksim Gorki'nin okumuş olduğum bu ilk eseri çok güzel ve aşırı akıcıydı. 400 sayfadan oluşan eseri bir çırpıda okuyorsunuz nasıl bittiğini anlamıyorsunuz bil. Esere mutlaka bir şans verip okumanızı şiddetle tavsiye ederim.

Bir Delinin Hatıra Defteri - Gogol

Okuyorum, ama aklım hep meçhul kimliğimde...

Herkese selam. 🙂 Bugün sizlerin karşısına Bir Delinin Hatıra Defteri eseri incelemesi ile geldim. Şimdiden herkese
keyifli okumalar diyorum ve yorumuma geçiyorum....

Çok etkileyici olan eserimiz, dünyaya farklı bir gözle bakmamızı sağlarken, gerçekliğin algısallığı bozulmuş karakterlerin
üzerinden anlatması da çok etkileyiciydi. Dönemin yaşantılarını da eserinde barındırırken güldüren fantastik öğelerle dolu
bir kitap. İçerisinde üç öykü bulunmakta ama üç öyküde birbirinden ilginç ve çok güzel. Genel olarak kullanılan dil muhteşem
ve aşırı akıcıydı. Okurken asla sıkılmıyorsunuz, aralara bıraktığı göndermeler de çok güzeldi :)


Kısa oldu incelemem kusura bakmayın. Mutlaka bu güzel eseri okumanızı tavsiye ederim.

  • Makale
Egzistansiyalizm (Varoluşculuk) Nedir?

111.png

Egzistansiyalizm Nedir?
Jean Paul Sartre tarafından 20.Yüzyıl başlarında ortaya çıkmış olan Egzistansiyalizm kültürel ve psikolojik devinimlerden oluşan durumların bireysel deneyimlerle birlikte var olabileceğini savunan bir felsefe akımıdır. İnsan varlığını tüm yönleriyle sistematik olarak inceler.

Özgürlük ve sorumluluğun ön plana çıktığı Egzistansiyalizmde öncelik insanın tam olarak kendisinde sonra diğer varlıklardadır. Bu sorumlulukların yerine getirilmesi için bireyin özgür olması gerekir.

Sizlere kısa ve öz olarak Egzistansiyalizmden bahsetmeye çalıştım. Sizde bilgilerinizi ekleyebilirsiniz :) Şimdi Temsilcilerine bakalım.

Egzistansiyalizm Temsilcileri

Jean Paul Sartre
Albert Camus
Friedrich Nietzsche
Martin Heidegger
Soren Kierkagaard
Franz Kafka
Fyodor Dostoyevski

Bir Sözüm Var Güzeller Güzeli Ophelia

Shakespeare'nin Hamlet kitabında Danimarka Prensi Hamlet'in deli aşığıdır.
Bir söğüt ağacına tırmanıp ve sonra bir dal kırılmasıyla birlikte bir derede boğularak ölmüştür.


Bu ölüm duyurusu, literatürdeki en şiirsel ölüm duyurularından biri olarak kabul edilir. Ophelia adına şiirler yazılmış ve tablolar yapılmıştır.

  • Makale
Omniptikon Nedir?

Özellikle İnternet ve Sosyal Medya'nın hayatımıza girmesi ile karşımıza çıkan yeni bir kavramdan bahsedeceğim. Çoğu kişi belki de bu kavramı ilk defa duyuyor olabilir Omniptikondan bahsedeceğim.

Omniptikon Nedir?

Sosyal ağlarla birlikte ortaya çıkan herkesin herkesi izlediği bir dünyaya Omniptikon diyoruz. İnsanların sosyal hayatlarını sosyal medya uygulamaları paylaşması ile birlikte an ve an ne yaptıklarını paylaşmaları ve göstermeleri bu hayata özendirmeleri paylaşımları yapan kişilerde de
bireyin benliği ve kişiliği üzerinde etkilere sahip olmasını sağlamaktadır.

Bir Sözüm Var Sosyalizm ve Komünizm Arasındaki Farklar

Sosyalizm : Devlet ülkesindeki vatandaştan neler alabiliyorsa onları alır ve karşılığında ise herkes emeği kadarını alır. Sosyalizm komünizmden daha eskidir.

Komünizm : Komünizmde ise Sosyalizme oranla herkes ihtiyacı kadarını alır ve komünizm daha bilimseldir.

Şunu da belirtmek gerekir ki ; Komünizmin hayata geçirilmesi için var olan yer kürenin 4/3 ü gereklidir, devletler yoktur, sınırlar yoktur. Sosyalizm Komünizme geçiş evresidir. Şuana kadar dünyada Komünist bir devlet görülememiştir.

Sizde düşüncelerinizi ve fikirlerinizi belirtin.
  • Beğen
Tepkiler: Umut Batuhan

  • Makale
Sinoptikon Nedir?

DxJaG71WwAEUbfh.jpg


Sinoptikon Nedir?

Bir önceki konumda Panoptikon'dan bahsetmiştim. Şimdi de size Panoptikon'un tam tersi bir zıttı olan Sinoptikon'u anlatmak istiyorum.

"Çoğunluğun Azınlığı İzlemesi" anlamına gelen Sinoptikon kişinin kendisi azınlığın söylemlerine göre uyarlaması, onlara özenmesi, kendisine disipline etmesine diyoruz. Yani çoğunluk olan kısım azınlığı benimseyerek onlar gibi olmaya çalışması, onların davranışları gibi davranması ve etkisi altına girmesidir.

Sinoptikon kavramını özellikle kitle iletişim araçlarının gündelik hayatta, hayatımızın bir parçası olmasıyla beraber etkili bir disiplin haline gelmiş bulunuyor.

En büyük sinoptikon örnekleri : Diziler, Filmler, Magazin Programları vs... İnsanların oradaki azınlık hayata özenmelerine örnek verebiliriz.
  • Beğen
Tepkiler: Umut Batuhan

Maldoror'un Şarkıları - Comte de Lautreamont

“On dokuzuncu yüzyılın sonu görecek kendi şairini”

Herkese Merhabalar... Ağustos ayının ilk incelemesini muazzam bir eser ile yapmaya karar verdim. Albert Camus
için dahi bir liseli, Louis Aragon için, tüm edebiyat dünyasını yerle yeksan edebilecek bir eser olan Maldoror’un Şarkıları’nın yazarı.
Andre Gide içinse altıncı şarkıyı okuyunca kendi eserlerimden utandım demesini sağlayan hasta
bir ruh. İsodore Ducasse eseri yazarken ki adıyla Comte de Lautreamont'un 6 şarkıdan ve şiirlerinden oluşan Maldoror'un Şarkıları incelemesi ile geldim.

Maldoror'un Şarkılarını Lautreamont 20 ya da 22 yaşında yazdığı tahmin ediliyor, 24 yaşında da intihar etmiştir. Yazdığı tek eser ile Modern Fransız edebiyatının
ilk örneği sayılan bir şaheserden bahsediyorum. Tanrı düzenine ve kutsal emanet ne varsa her şeye kafa tutan sapkın bir vahiy olan
Maldoror'un, İnsanlarla ve Tanrıyla olan savaşını anlatıyor. Ama içsavaş falan da değil, gerçek bir savaş. İnsanları
acımadan öldüren, Tanrıyla karşı karşıya gelip savaşan bir canavar Maldoror. İnsanın içindeki kötülüğü ve kötülüğe
yönelimini gösteriyor bize. Karanlık ve isyankar duyguları tablolaştıran eserde beynimize nakşettiği cümlelerde
kaybolurken buluyoruz adeta. Sürrealizmin incili dahi sayılan bu eser kendine öyle çekiyor ki son şarkıya gelindiğinde
zehir zirve yapıyor. Çook uzun bitmeyen cümlelerin içinde gramer, mantık, eksik hiç bir şeyin olmaması. Lautreamont'un
ego kasmasını ve herkese meydan okumasını da gözler önüne seriyor. Okuduktan sonra kendinizi uzun süre sorgulayabilir kendinize gelmeniz günler alabilir...
Bir bilinçaltını okuduğumuz bu eseri uzun uzun anlatmak isterim ama böylesi bir eserin büyüsünü inanın hiç anlatarak kaçırmak istemiyorum mutlaka okumalısınız :)

  • Anket
İnsancıklar - Dostoyevski

İnsancıkları okudunuz mu ve okumayı düşünüyor musunuz?

  • Evet, daha önce okudum

    Kullanılan: 1 50.0%
  • Hayır, okumadım ama okumayı düşünüyorum

    Kullanılan: 1 50.0%
  • Hayır, okumadım ve okumayı düşünmüyorum

    Kullanılan: 0 0.0%

"Pek iyi değilim Varenka. Duygularım ölmüş gibi."

Herkese Selam. 🙂 Bugün Sizlere Dostoyevski'nin İnsancıklar kitabının incelemesi ile karşınızdayım. Haydi incelemeye geçelim.

Varvara ve Makar'ın birbirlerine yazdıkları duygu dolu ve ara ara anılardan oluşan mektuplardan oluşan eserimiz, Dostoyevski'nin ilk romanı. Katip olan Makar'ın, kendisinden yaşça küçük bir kadın olan Varvara'ya olan aşkını ve bu kadına karşı gösterdiği saygısını anlatmakta. Okuduğunuzda iç dünyanını sömüreceğine emin olabilirsiniz. Okurken umarım çok mutlu değilsinizdir çünkü mutluyken bir anda depresyona girebilirsiniz. 🙂

Yoksulluk ve mutsuzluk arasında her daim bir umut olduğunu anımsatmaya çalışsada, mutsuzluğun bulaşıcı bir hastalık olduğunu göstermesi muazzamdı.

İnceleme kısa sürdü ama tadında bırakmak istedim kısa öz olsun gibi. Peki siz insancıkları okudunuz mu veya okumayı düşünüyor musunuz?
  • Beğen
Tepkiler: Umut Batuhan

  • Makale
Sıffin Muharebesi, Hakem Vakası Ve Emevi Devleti'nin Kuruluşu Nasıl Gerçekleşmiştir?

hzali.png


Sıffin Muharebesi Nedir?
Hz. Osman’ın şehit edilmesinden sonra halife Hz. Ali olmuştur. Hz. Ali, halife olduktan sonra herkese kendine biat için elçi gönderdiği gibi Suriye valisi Muaviye b. Ebu Süfyan’a da elçi göndermiştir. Ancak Muaviye gelen elçiyi oyalamıştır çünkü Hz. Ali'ye biat etmek gibi bir niyeti olmadığı gibi Muaviye’nin düşüncesi de çok farklıydı. Çünkü Hz. Ali, Suriye Şam valiliğine Sehl b. Huneyf’i vali olarak tayin etmek istemektedir. Muaviye buna karşı çıkmaktadır. Ayrıca Muaviye’nin Hz Osman’ın kanını almak gibi bir düşünceside bulunmaktadır. Hz. Ali’nin kendisini itaate davet icabet etmesi için gönderdiği elçiyi cevap vermeden geri gönderdi ve Hz. Osman’ın katillerinin bulunması ve öldürülmesi dışında hiçbir teklifi kabul etmeyeceğini bildirdi. Muâviye’nin isyan etmek konusunda ısrarlı olduğunu gören Hz. Ali onunla mücadele hazırlıklarına başladı. Bu sırada Osman’ın katillerini cezalandırmak isteyen Hz. Âişe, Zübeyr b. Avvâm ve Talha b. Ubeydullah’ın öncüsü olduğu grup ortaya çıkınca önce onlarla mücadele etmek zorunda kaldı. Buna da Cemel vakası yani (deve vakası) denir. Nitekim Hz. Ali halife olduğu sırada birçok olayla ve kişilerle mücadele etmiştir. Mücadele ettiği kişiler arasında dünyada iken cennetle müjdelenmiş 10 kişiden bazıları da vardı. Bu böylesine acı bir durum idi. Muaviye ve Hz. Ali meselesine gelecek olursak Cemel Vakası’ndan sonra Kûfe’ye dönen Hz. Ali, Cerîr b. Abdullah el-Becelî’yi kendisine biata davete icabet etmesi üzere Muâviye’ye gönderdi ancak Muaviye gelen elçiyi birkaç ay oyaladıktan sonra red cevabını verdi. Görünürde Muaviye Hz. Osman’ın kanını almak istiyor ona göre hareket ediyordu ama işin aslı Muaviye kendisi halife olmak istiyordu.

Hz. Ali, Muaviye bir mektup yazıp onu Medine’ye davet etmiştir ancak Muaviye bunu red edip savaş hazırlıklarına girişmiştir. Bunun üzerine Hz. Ali Basra ve İsfahan valilerine mektup yazarak askeri birliklerine kendisine katılmalarını istedi. Kaynaklara göre Hz. Âlinin ordusunun 90 bin, muaviyenin ise 80 bin olduğu yazılır. Hz. Âlinin ordusunda 1.700 ensardan ve muhacirden daha öne resullulah için savaşmış sahabe de vardır. Nitekim iki ordu sıffinde karşı karşıya gelmiştir. İmam Ali Müslüman kanının dökülmesini istemiyordu bir kez daha Muaviye’ye mektup gönderip biate çağırdı fakat Muaviye bir kez daha Hz. Ali'ye biati red etti. Hz. Ali ise ordu komutanı malik eşteri düşman ordusuna karşı gönderdi ancak ona ne olursa olsun savaşı başlatan taraf olmamalarını emretti. Malik Eşterin düşman ordusu ile karşı karşıya gelmesiyle muaviye taraflarının hücumu ile savaş başlamış oldu. İki taraf ağır kayıplar vermesine rağmen iki tarafta vazgeçmedi. Daha önce bölgeye gelen muaviye tarafları su yolunu kesmişti. Hz. Ali elçi gönderip su yolunu açmalarını istese de muaviye su yolunu açmadı. İmam Ali daha sonra su yolunu ele geçirdi. Hz. Ali, muaviye askerlerinin suyu kullanmalarına izin vermiştir.

Hakem Vakası

Muaviye ve ordusu savaşı tam kaybedecek iken Amr b. As'ın önerisi ile muaviye askerleri Kur'an-ı Kerim sayfalarını mızraklarının ucuna takarak savaşı bırakalım, Allah'ın kitabı aramızda hakem olsun diye bağırıp savaşın son bulmasını istediler. Hz. Ali bunun bir savaş hilesi olduğunu savaşa devam etmeleri gerektiğini söylemesine rağmen onu dinlemedi ve hatta bazıları Hz. Âliyi ölümle tehdit edip savaşa son vermişlerdir. Bunun üzerine Hz. Ali savaşı durdurmak ve hakemiyeti kabul etmek zorunda kaldı. Böylece onların verdiği kararla savaşın sonucu belirlenecekti. Muaviye, Amr b. As'ı hakem olarak tayin etti. Hz. Ali ise hakemiyet için kendi adına Malik Eşter'i atamak istiyordu. Ancak başta Eş‘as b. Kays olmak üzere onu zorla kabule zorlayanlar bu defa Ebû Mûsâ el-Eş‘arî’den başkasının hakemliğini kabul etmemekte ısrarcı bir tavır sergilediler. Hz. Ali, Eş’ari’nin bu iş için yeterli olmadığını söyledi ancak bu isteklerini de kabul etmek zorunda kaldı. Ardından iki taraf arasında hakemlerin uyması gereken, kuralların yer aldığı bir metin hazırlandı. İki tarafın verilecek hükme uymayı taahhüt ettiği metne göre bir araya gelecek iki hakem halifelik meselesini Kur’an’a, Kur’an’da bir hüküm bulamazlarsa sünnete başvurarak âdilâne çözecekti. Ancak Amr b. As basit bir oyunla Eş Ari’yi kandırıp muaviyeyi halife tayin ettirdi. Eş Ari her ne kadar buna karşı çıksada kararı değiştiremedi. Hakem olayından sonra Muaviye Amr. b. As'ın hilesi ile yenilmekten kurtuldu. Hz. Ali daha sonra Şam ordusuna karşı ne kadar ordu kurup savaşmak istese bile Kufe ve Hicaz halkı buna yanaşmadı.

Emevi Devleti'nin Kuruluşu

Bu esnada Hz. Ali’nin ordusunda yeni bir bölünme ortaya çıktı. Eş‘as b. Kays tahkimnâmeyi okurken Temîmliler’den bazıları “lâ hükme illâ lillâh” sözüyle halifelik meselesinin iki hakemin takdirine bırakılmasının doğru olmadığını belirterek karara itiraz ettiler. Çoğu Temîm kabilesinden yaklaşık 12.000 asker Kûfe’ye dönüş sırasında ordudan ayrıldı. Kûfe yakınındaki Harûrâ’ya çekildi ve ilk hâricî topluluğunu oluşturdu. Bu harici grup Nehrevan Savaşı'nı meydana getirdi. Ancak Hz. Ali bu grubun büyük bir kısmını öldürtüp bunları dağıtmıştır. Ancak daha sonra haricilerden ibn Mülcem tarafından Hz. Ali namaz kıldığı sırada sırtından hançerlenerek şehit edilmiştir. Sıffin Savaşı sonuçları itibari ile değerlendirecek olursak İslam tarihi açısından bir kırılma noktası olmuştur. Muaviye açısından bakarsak Sıffin Savaşı bir nevi Emevi Devleti ve Emevi Hanedanı'nın ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir. Bu savaş sonrasında halifelik kurumu saltanata dönüşmüş babadan oğula geçmiştir. Emevi Devleti daha sonra çok büyümüş sınırları Kuzey Afrika , Anadolu , Orta Doğu ve Ön Asya Maveraünnehire kadar dayanmıştır. Bu İslam tarihi açısından neden bir kırılma noktası olduğunun belkide bir kanıtıdır. Muaviye dışında bu olayı değerlenirmemiz gerekirse Sıffin Savaşı İslam tarihinde hala tartışılan ve işi iyice karıştıran bir hakem olayına sebebiyet vermiş ayrıca İslam dünyasında bölünmelere neden olmuştur.

Peki bu bölünmeler nelerdir? Şiî grupları, Sıffîn Savaşı’nda Hz. Ali’nin karşı cephesinde yer alan Muâviye ve ordusunun meşrû imama karşı geldiği için küfre düştüğünü, bu sebeple ebedî olarak cehennemde kalacağı iddiasında bulunmuştur. Ancak Şeyh Müfîd gibi sonraki bazı Şiî kelâmcıları bu hükman küfrün tek bir millet (inanç sistemi) sayılması ilkesiyle bağdaşmadığını, zira Muâviye ve bağlılarının iman esaslarını kabul edip İslâmî hükümleri yerine getirdiklerini, dolayısıyla bu kişilerin davranışlarının dini tamamen inkâr edenlerin küfürleri gibi olmadığını belirterek ve en azından cehennemde ebedî kalmayacaklarını söylemiştir. Mu‘tezile âlimleri ise , Sıffîn Savaşı’nda hangi tarafın haklı olduğu konusunda görüş birliğine varamamıştır. Amr b. Ubeyd ve Vâsıl b. Atâ gibi bir grup savaşa katılan iki taraftan birinin hak yolda bulunmakla birlikte bunu belirlemenin mümkün olmadığını söyleyerek çoğunluk ise Hz. Ali’yi haklı bulmuş, karşı tarafın haksız sayılması gerektiğini, fakat bu durumun onların tekfir edilmesini gerektirmediğini belirtmiştir. Tekfir yani, İslam hukukunda bir Müslümanın başka bir Müslümanı kafir ilan etmesidir. Şîa ve Hâricîler, gerek Sıffîn Savaşı gerek Hakem Vakası ile ilgili gelişmeleri sert bir tutumla değerlendirirken Mu‘tezile kısmen bundan uzak kalmış, Ehl-i sünnet ise daha geniş perspektifli değerlendirmelerde bulunmuştur. Olayların nedeni ve seyriyle ilgili tartışmalar ne olursa olsun her iki tarafa ait birliklerin müslüman olduğunda şüphe bulunmamaktadır.


Hz. Ali’nin meşrû halife olarak Muâviye’den biat istemesi gayet doğal bir durum olarak karşılanmaktadır. Muâviye’nin, Osman’ın katillerinin bulunması talebiyle bundan kaçınması isabetli olmasada bu davranış itikadî değil, siyasî bir tutum olarak değerlendirilmektedir. Dolayısıyla bu tavır ne onun ne de bağlılarının küfre düştüğünü gösterir. Nitekim Kur’an-ı Kerim'de müminlerden iki grubun birbirine karşı silâha sarılması durumunda âsi olan tarafa karşı faaliyete geçilmesi emredilirken iki taraf da “müminler” diye seslenilmiştir. Ayrıca Hz. Ali, Hakem Vakası öncesi ve sonrasındaki gelişmelerde de haklı görünmektedir; zira Hz. Ali, Kur’an-ı Kerim sayfalarının mızrakların ucuna takılmasının bir savaş taktiği olduğunu ne kadar belirtse de askerleri verilen emire kulak asmamıştır. Bütün Sünnî kelâm kitaplarında yer alan sadece Sıffîn ve Hakem Vakası’nda değil Cemel Vakası ve Hâricîler’le yapılan savaşta da Hz. Ali’nin haklı olduğu vurgulanmaktadır. Sonuç itibariyle Sıffin Savaşı günümüzde bile hala etkisini göstermiş, Müslümanlar içerisinde ayrılıklara neden olmuş ayrıca Müslümanın Müslüman kanı dökmesine sebebiyet vermiştir. Hz. Ali'nin şehit edilmesinden sonra onun etrafında bulunan insanlarda bundan nasibini almış, Hz. Hasan zehirlenerek, Hz. Hüseyin ise Kerbela’da vahşice katledilerek şehit edilmiştir.
  • Beğen
Tepkiler: Raussa

Hayvan Çiftliği - George Orwell

Bütün hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar diğerlerinden daha eşittir.

Herkese selam. 😊 Bugün sizlerin karşısına George Orwell'in 1945 yılında yazdığı Stalin'i ve kapitalizmi eleştirdiği siyasi hiciv tarzındaki fabl romanı olan Hayvan Çiftliği incelemesi ile karşınızdayım.

Kitabımız alt başlığında da bulunduğu gibi sonu korkunç bir peri masalından oluşuyor Hayvan Çiftliği.

Sömüren ve ezilenlere karşı hayvanların çiftliği kontrol altına alması ile olaylarımız başlıyor.

Bolşevik İhtilalini, insanların çiftliğe saldırıp yel değirmenini havaya uçurmaları ile Nazi işgalini, yel değirmeni havaya uçtuğunda sadece Napolyon (Stalin'in) ayakta kalması, Moskovayı Nazilerin Barbarossa Harekatında, Moskovayı işgal etmesi halinde Stalinin terk etmemesi gibi, Boxer adlı at'ın işci-asker sınıfını temsil etmesi gibi... Nice olaylara, toplumsal siyasal düzenlere hayvanlar üzerinden gönderme yapması çok ilgi çekici ve güzeldi.

Aşırı akıcı ve güzel olan Hayvan Çiftliğini bir gün içerisinde bitirdim ve çok güzeldi. Umarım incelemem hoşunuza gitmiştir,
eğer okuduysanız düşüncelerinizi yorumlarda belirtin ve istişare edelim.

Filtrele