Sıffin Muharebesi, Hakem Vakası Ve Emevi Devleti'nin Kuruluşu Nasıl Gerçekleşmiştir?

hzali.png


Sıffin Muharebesi Nedir?
Hz. Osman’ın şehit edilmesinden sonra halife Hz. Ali olmuştur. Hz. Ali, halife olduktan sonra herkese kendine biat için elçi gönderdiği gibi Suriye valisi Muaviye b. Ebu Süfyan’a da elçi göndermiştir. Ancak Muaviye gelen elçiyi oyalamıştır çünkü Hz. Ali'ye biat etmek gibi bir niyeti olmadığı gibi Muaviye’nin düşüncesi de çok farklıydı. Çünkü Hz. Ali, Suriye Şam valiliğine Sehl b. Huneyf’i vali olarak tayin etmek istemektedir. Muaviye buna karşı çıkmaktadır. Ayrıca Muaviye’nin Hz Osman’ın kanını almak gibi bir düşünceside bulunmaktadır. Hz. Ali’nin kendisini itaate davet icabet etmesi için gönderdiği elçiyi cevap vermeden geri gönderdi ve Hz. Osman’ın katillerinin bulunması ve öldürülmesi dışında hiçbir teklifi kabul etmeyeceğini bildirdi. Muâviye’nin isyan etmek konusunda ısrarlı olduğunu gören Hz. Ali onunla mücadele hazırlıklarına başladı. Bu sırada Osman’ın katillerini cezalandırmak isteyen Hz. Âişe, Zübeyr b. Avvâm ve Talha b. Ubeydullah’ın öncüsü olduğu grup ortaya çıkınca önce onlarla mücadele etmek zorunda kaldı. Buna da Cemel vakası yani (deve vakası) denir. Nitekim Hz. Ali halife olduğu sırada birçok olayla ve kişilerle mücadele etmiştir. Mücadele ettiği kişiler arasında dünyada iken cennetle müjdelenmiş 10 kişiden bazıları da vardı. Bu böylesine acı bir durum idi. Muaviye ve Hz. Ali meselesine gelecek olursak Cemel Vakası’ndan sonra Kûfe’ye dönen Hz. Ali, Cerîr b. Abdullah el-Becelî’yi kendisine biata davete icabet etmesi üzere Muâviye’ye gönderdi ancak Muaviye gelen elçiyi birkaç ay oyaladıktan sonra red cevabını verdi. Görünürde Muaviye Hz. Osman’ın kanını almak istiyor ona göre hareket ediyordu ama işin aslı Muaviye kendisi halife olmak istiyordu.

Hz. Ali, Muaviye bir mektup yazıp onu Medine’ye davet etmiştir ancak Muaviye bunu red edip savaş hazırlıklarına girişmiştir. Bunun üzerine Hz. Ali Basra ve İsfahan valilerine mektup yazarak askeri birliklerine kendisine katılmalarını istedi. Kaynaklara göre Hz. Âlinin ordusunun 90 bin, muaviyenin ise 80 bin olduğu yazılır. Hz. Âlinin ordusunda 1.700 ensardan ve muhacirden daha öne resullulah için savaşmış sahabe de vardır. Nitekim iki ordu sıffinde karşı karşıya gelmiştir. İmam Ali Müslüman kanının dökülmesini istemiyordu bir kez daha Muaviye’ye mektup gönderip biate çağırdı fakat Muaviye bir kez daha Hz. Ali'ye biati red etti. Hz. Ali ise ordu komutanı malik eşteri düşman ordusuna karşı gönderdi ancak ona ne olursa olsun savaşı başlatan taraf olmamalarını emretti. Malik Eşterin düşman ordusu ile karşı karşıya gelmesiyle muaviye taraflarının hücumu ile savaş başlamış oldu. İki taraf ağır kayıplar vermesine rağmen iki tarafta vazgeçmedi. Daha önce bölgeye gelen muaviye tarafları su yolunu kesmişti. Hz. Ali elçi gönderip su yolunu açmalarını istese de muaviye su yolunu açmadı. İmam Ali daha sonra su yolunu ele geçirdi. Hz. Ali, muaviye askerlerinin suyu kullanmalarına izin vermiştir.

Hakem Vakası

Muaviye ve ordusu savaşı tam kaybedecek iken Amr b. As'ın önerisi ile muaviye askerleri Kur'an-ı Kerim sayfalarını mızraklarının ucuna takarak savaşı bırakalım, Allah'ın kitabı aramızda hakem olsun diye bağırıp savaşın son bulmasını istediler. Hz. Ali bunun bir savaş hilesi olduğunu savaşa devam etmeleri gerektiğini söylemesine rağmen onu dinlemedi ve hatta bazıları Hz. Âliyi ölümle tehdit edip savaşa son vermişlerdir. Bunun üzerine Hz. Ali savaşı durdurmak ve hakemiyeti kabul etmek zorunda kaldı. Böylece onların verdiği kararla savaşın sonucu belirlenecekti. Muaviye, Amr b. As'ı hakem olarak tayin etti. Hz. Ali ise hakemiyet için kendi adına Malik Eşter'i atamak istiyordu. Ancak başta Eş‘as b. Kays olmak üzere onu zorla kabule zorlayanlar bu defa Ebû Mûsâ el-Eş‘arî’den başkasının hakemliğini kabul etmemekte ısrarcı bir tavır sergilediler. Hz. Ali, Eş’ari’nin bu iş için yeterli olmadığını söyledi ancak bu isteklerini de kabul etmek zorunda kaldı. Ardından iki taraf arasında hakemlerin uyması gereken, kuralların yer aldığı bir metin hazırlandı. İki tarafın verilecek hükme uymayı taahhüt ettiği metne göre bir araya gelecek iki hakem halifelik meselesini Kur’an’a, Kur’an’da bir hüküm bulamazlarsa sünnete başvurarak âdilâne çözecekti. Ancak Amr b. As basit bir oyunla Eş Ari’yi kandırıp muaviyeyi halife tayin ettirdi. Eş Ari her ne kadar buna karşı çıksada kararı değiştiremedi. Hakem olayından sonra Muaviye Amr. b. As'ın hilesi ile yenilmekten kurtuldu. Hz. Ali daha sonra Şam ordusuna karşı ne kadar ordu kurup savaşmak istese bile Kufe ve Hicaz halkı buna yanaşmadı.

Emevi Devleti'nin Kuruluşu

Bu esnada Hz. Ali’nin ordusunda yeni bir bölünme ortaya çıktı. Eş‘as b. Kays tahkimnâmeyi okurken Temîmliler’den bazıları “lâ hükme illâ lillâh” sözüyle halifelik meselesinin iki hakemin takdirine bırakılmasının doğru olmadığını belirterek karara itiraz ettiler. Çoğu Temîm kabilesinden yaklaşık 12.000 asker Kûfe’ye dönüş sırasında ordudan ayrıldı. Kûfe yakınındaki Harûrâ’ya çekildi ve ilk hâricî topluluğunu oluşturdu. Bu harici grup Nehrevan Savaşı'nı meydana getirdi. Ancak Hz. Ali bu grubun büyük bir kısmını öldürtüp bunları dağıtmıştır. Ancak daha sonra haricilerden ibn Mülcem tarafından Hz. Ali namaz kıldığı sırada sırtından hançerlenerek şehit edilmiştir. Sıffin Savaşı sonuçları itibari ile değerlendirecek olursak İslam tarihi açısından bir kırılma noktası olmuştur. Muaviye açısından bakarsak Sıffin Savaşı bir nevi Emevi Devleti ve Emevi Hanedanı'nın ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir. Bu savaş sonrasında halifelik kurumu saltanata dönüşmüş babadan oğula geçmiştir. Emevi Devleti daha sonra çok büyümüş sınırları Kuzey Afrika , Anadolu , Orta Doğu ve Ön Asya Maveraünnehire kadar dayanmıştır. Bu İslam tarihi açısından neden bir kırılma noktası olduğunun belkide bir kanıtıdır. Muaviye dışında bu olayı değerlenirmemiz gerekirse Sıffin Savaşı İslam tarihinde hala tartışılan ve işi iyice karıştıran bir hakem olayına sebebiyet vermiş ayrıca İslam dünyasında bölünmelere neden olmuştur.

Peki bu bölünmeler nelerdir? Şiî grupları, Sıffîn Savaşı’nda Hz. Ali’nin karşı cephesinde yer alan Muâviye ve ordusunun meşrû imama karşı geldiği için küfre düştüğünü, bu sebeple ebedî olarak cehennemde kalacağı iddiasında bulunmuştur. Ancak Şeyh Müfîd gibi sonraki bazı Şiî kelâmcıları bu hükman küfrün tek bir millet (inanç sistemi) sayılması ilkesiyle bağdaşmadığını, zira Muâviye ve bağlılarının iman esaslarını kabul edip İslâmî hükümleri yerine getirdiklerini, dolayısıyla bu kişilerin davranışlarının dini tamamen inkâr edenlerin küfürleri gibi olmadığını belirterek ve en azından cehennemde ebedî kalmayacaklarını söylemiştir. Mu‘tezile âlimleri ise , Sıffîn Savaşı’nda hangi tarafın haklı olduğu konusunda görüş birliğine varamamıştır. Amr b. Ubeyd ve Vâsıl b. Atâ gibi bir grup savaşa katılan iki taraftan birinin hak yolda bulunmakla birlikte bunu belirlemenin mümkün olmadığını söyleyerek çoğunluk ise Hz. Ali’yi haklı bulmuş, karşı tarafın haksız sayılması gerektiğini, fakat bu durumun onların tekfir edilmesini gerektirmediğini belirtmiştir. Tekfir yani, İslam hukukunda bir Müslümanın başka bir Müslümanı kafir ilan etmesidir. Şîa ve Hâricîler, gerek Sıffîn Savaşı gerek Hakem Vakası ile ilgili gelişmeleri sert bir tutumla değerlendirirken Mu‘tezile kısmen bundan uzak kalmış, Ehl-i sünnet ise daha geniş perspektifli değerlendirmelerde bulunmuştur. Olayların nedeni ve seyriyle ilgili tartışmalar ne olursa olsun her iki tarafa ait birliklerin müslüman olduğunda şüphe bulunmamaktadır.


Hz. Ali’nin meşrû halife olarak Muâviye’den biat istemesi gayet doğal bir durum olarak karşılanmaktadır. Muâviye’nin, Osman’ın katillerinin bulunması talebiyle bundan kaçınması isabetli olmasada bu davranış itikadî değil, siyasî bir tutum olarak değerlendirilmektedir. Dolayısıyla bu tavır ne onun ne de bağlılarının küfre düştüğünü gösterir. Nitekim Kur’an-ı Kerim'de müminlerden iki grubun birbirine karşı silâha sarılması durumunda âsi olan tarafa karşı faaliyete geçilmesi emredilirken iki taraf da “müminler” diye seslenilmiştir. Ayrıca Hz. Ali, Hakem Vakası öncesi ve sonrasındaki gelişmelerde de haklı görünmektedir; zira Hz. Ali, Kur’an-ı Kerim sayfalarının mızrakların ucuna takılmasının bir savaş taktiği olduğunu ne kadar belirtse de askerleri verilen emire kulak asmamıştır. Bütün Sünnî kelâm kitaplarında yer alan sadece Sıffîn ve Hakem Vakası’nda değil Cemel Vakası ve Hâricîler’le yapılan savaşta da Hz. Ali’nin haklı olduğu vurgulanmaktadır. Sonuç itibariyle Sıffin Savaşı günümüzde bile hala etkisini göstermiş, Müslümanlar içerisinde ayrılıklara neden olmuş ayrıca Müslümanın Müslüman kanı dökmesine sebebiyet vermiştir. Hz. Ali'nin şehit edilmesinden sonra onun etrafında bulunan insanlarda bundan nasibini almış, Hz. Hasan zehirlenerek, Hz. Hüseyin ise Kerbela’da vahşice katledilerek şehit edilmiştir.
 
  • Beğen
Tepkiler: Raussa